”Adıge Xabze” Çerkes geleneği

0
25
”Adıge Xabz”
Kadınlar küçümsenip incitilmez.

 “Adıge Xabze”  Çerkes geleneği ;

Çerkes toplumsal yaşamını ve bu yaşam içinde uyulması gerekli olan bireysel ilişki ve kuralları içeren düzenlemedir.

Yazılı değildir. Çerkes geleneği, örf ve adet, görgü, din ve hukuk kurallarını içerir. Hukuk kuralları, yazılı olmayıp örf ve adet kuralları içinde yer alır ve uygulanır.

”Adige Xhabze”, Etimolojik olarak; dışarının, alanın, çevrenin, aşağısının dili, şablonu, düzeni demektir.

Çocuğun doğumundan itibaren büyüyüp yetişmesine, yaşlanıp ölmesine kadar, insan hayatını düzenleyen ve güzelleştiren çeşitli seramoniyel kurallar vardır. Bunlar, modern sosyolojideki görgü kurallarından, gelenek ve göreneklere, örf, adet ve töre kurallarından ahlak ve din kurallarına, hatta maddi yaptırımlarla perçinlenen hukuk kurallarına kadar bütün sosyal kuralları kapsarlar.!! Adige Xhabze!!, en basit görgü kuralından, gelenek ve göreneklere, örf ve adetlerden ahlak ve din kurallarına, hatta yazılı olmayan yasa ve anayasa kuralına kadar toplumu yöneten bütün kuralları ifade eder. Kız istemeden gelin almaya, düğünde oyuna çıkış ve dans kurallarına, gelinin kendi ailesine götürülmesinden tekrar geri getirilmesine, doğumdan çocuğun yürüme çağına girmesine, sokakta atlı veya yaya olarak yürümekten oturup kalmaya, konukluğa, savaştan barışa kadar.

Öyle ki, geleneksel Çerkes toplumunda ”Adige Xhabze”, kuralları, toplumun hemen bütün bireyleri tarafından bilinir. Çünkü bu kurallar, ya doğal toplumsal yaşam süreci içinde herkesin katkı ve katılımıyla oluşmuştur ya da aileler düzeyinde temsilcilerin katkısıyla oluşturulmuş, paylaşılarak, yaparak, yaşayarak öğretilmiş ve benimsetilmiş kurallardır.

Şimdi bu kurallardan satır başlarıyla bahsedecek olursak ;

-Küçükler büyüklerin önüne geçmezler.

-Kadınlar küçümsenip incitilmez.

-Büyükler küçüklerin haklarını görmezlikten gelip küçümsemezler.

-Çocuklar anne-baba dışında herkesin gözdesi ve ilgi odağıdır.

-Misafire neden geldiği, ne zaman gideceği ve açlığı sorulmaz.

-Komşu komşunun prestij kaynağıdır.

-Semt ve yöre insanı hısım ,akraba, eş-dost moral kaynağıdır.

-Kan bağıyla bağlı olanlar onur ortağıdır.

-Aynı adla anılanlar kardeş sayılır , akraba evliliği onaylanmaz.

– İnsanlar , başkalarından yararlanmaya değil ,yararlı olmaya şartlandırılmışlardır.

-Yokken de vermeye kadar uzanan, kendilerine has bir yardımlaşma ve dayanışma anlayışları vardır.

– Düşkün göz ardı edilmez, darda kalan çaresiz ve yalnız bırakılmaz.

– Yabancı dışlanmaz , farklı yapısı ve bilmediklerinden dolayı ayıplanmaz.

– Hediye küçümsenmez ve beğenmemezlik yapılmaz.

-Hediyeleşmek usülden dir , heveslenen den heveslendiği şey esirgenmez

-Eş-dost ,hısım akraba arasında gidip gelmeler çoktur.

-Gidilen yere heybesi boş gidilmez. Heybede giden konu-komşudan gizlenmez.

-Tuz-ekmek hatırı sayılır , iyilik unutulmaz. Yapılan iyiliğin makbulü , sahibi tarafından dillendirilmeyendir.

-Dostla sır paylaşılır, gereğinde onun adına ondan önce hareket edilir ve sır vermemek için ser vermek yeğlenir.

– Birlikte yola çıkan ve topluma hizmet eden yarı yolda bırakılmaz.

-Kişi yüklendiği işin , hizmetin ve görevin dışına taşmaz ; gelmişken şunu da yapayım demez.

-Maddeye aşırı bağımlılık ve sözünü etmek miskinlik sayılır ; Asil kadına ziynet, yiğit kişiye servet yakıştırılmaz.

-Servet ve ziynetin nasıl kullanıldığı , insan kişiliğinin (saflık ve değer derecesini gösteren ölçüsü) miyarıdır . .

-Paylaşmanın da yolu yordamı vardır. Önemli olan yapılanın yakışığıyla , insan onurunu gözeterek yapılmasıdır.

-Her söz ve davranış herkese yakıştırılmaz ; bazılarının kusuru hatadan da öte sayılır.

-İnsan ve toplumsal ilişkilerinde kusursuzluk ve hata yapmamak kaçınılmazdır. Dolayısıyla ; birine ayağa kalkmamak , yan ya da arka dönmek , görmemezlikten gelmek , bilerek yada bilmeyerek kişiyi küçümsemek, herhangi bir yerde yapılan yanlış veya kasıtlı hareket, dava konusu olur.

– Dava, birlikteliğin sorunlarını çözmek ,bir bakıma çevreyle bütünleşmek, sadece kendi yargılarının değil başkalarının da bakışını değerlendirmek suretiyle ,sosyal hayata anlam ve düzey kazandırmak demektir.

-Ciddi konuların dışında eğlenceye , özellikle öğretiye dönük, ufacık bir tavırdan kocaman anlamlar çıkartılan ve alabildiğine abartılan bir yargılama usulleri vardır.

-Bu bağlamda yargılanmak demek adam yerine konmak demektir.

-Yargılamalarda kullanılan üslup ve tavır önemlidir ;nazikane bir tutum içinde bir nevi diplomasi dili kullanılır.

-Üsluba, bütün bireysel ve toplumsal ilişkilerde, özellikle kadınlara karşı dikkat edilir.

-Şikayetçi olmanın, gönül huzursuzluğunu dile getirmenin de bazı nazikane yöntemleri vardır; aracı kullanılır ( elçi , vekil ,sözcü gibi) yada konu grupsal bir ortama taşınır, ondan da güzel sosyal sonuçlar çıkartılır.

-Sadece sözlerin değil hareketlerin de etkili olduğu bilindiğinden, tavır ve davranışlara da anlamlar yüklenmiştir. Dolayısıyla, şikayetçi taraf sorunlarına ciddiyet katmak için ,bayanlar baş örtülerini, yada saç örgülerini kullanır .Erkeklerse , orta yere diz çökerek ve kalpaklarını koltuk altına alarak dikkat çekerler.

-Bazı ciddi sorunlarda zorunlu olarak ” düello” kuralına baş vurulduğu da olur. Kendileriyle bütünleşmiş gibi görünen sivri kamalarına rağmen, dürtme hayvan hareketi sayılır.

-Güçlülüğü çeviklik ve incelikte görür , genelde kolaycılığı değil zoru seçerler, Ölümde bile erdemlik ararlar.

-Utanma hisleri abartılıdır, hadlerini bilir, ayıp kazanmamak için kılı kırk yararlar.

-Esas olan başkalarının yakıştırdığını değil kendine yakışanı yapmaktır.

-Başkalarının varlığına ve haklarına karşı da hassas ve müşfiktiler.

-Kimsenin onuru ayak altına verilsin istenmezler.

-Bir kadın , ya da kızın zorla bırakılması ,onurunun kırılmaması toplumsal duyarlılıkların en önde gelenidir. -Soy kadından bilindiğinden kadının temizliği ve safiyeti dikkatle gözetilir.

-Kadın erkek ilişkilerinde hata, önce erkekte aranır, bir kadını nasıl yanılttığı konusunda suçlanır.

-Başkalarının yanında, kadına aciz olana ve çocuğa güç gösterisinde bulunulmaz.

-Birilerinin yanından geçerken ,ata öküze vurulmaz.

-Oturup kalkmanın ,yolda yürümenin , selam alıp vermenin, eve girip çıkmanın ,geleni gideni karşılamanın, uğurlamanın ,hal hatır sormanın, topluma yada topluluğa katılıp ayrılmanın , insan ağırlamanın , gönül almanın , konuşmanın ve dinlemenin de bir usulü, adabı vardır.

-Yürüme ve oturma düzeninde sorumluluk taşıyan yerler olduğundan , gidilen yerde rastgele oturulmaz. Bu yerlere o yükümlülüğü taşıyabileceklerin yöneltilmesine özen gösterilir.

-Konuşurken yüksek sesle , tehdit eder tarzda konuşulmaz , el – kol hareketleri yapılmaz, biri konuşurken diğeri susar.

-Her şey açık görüşülür, fısıldaşma olamaz , en doğru görüş ve bilgi bile nezaketle, tevazu içinde sunulur.

-Mevcutların hal-hareketleri, mimikleri dahil hepsi değerlendirilir, herkese konuşma fırsatı tanımaya çalışılır.

-Böylesi toplu oturumlarda konuşacakları ve konuşulanları değerlendirecek ehil biri olur.

-Ciddi konuların ele alınmasında bunlar daha dikkatle uygulanır, sohbet yada eğlence amaçlı olanlar da daha esnek davranılır.

-Misafir yada gelenlerin karşılanmasında ilgi daha önce yabancıya (biraz resmi şekilde ) gösterilir , daha sonra yakınlık derecesine göre diğerlerine daha sıcak ve samimi davranılır.

-Eve girerken ; öncelik kadının, çıkarken de erkeğindir.

-Kadının arkadan yürütülmesi sürüklendiği, önden yürütülmesi sürüldüğü anlamına gelir.

-Beraber olunan yada karşılaşılan kadın- kız yalnızsa, elinde bir şey varsa alınır ve evine kadar refakat edilir.

-Tanışmalarda küçüğü yada misafiri büyük takdim eder, büyüğe tanıtılmamışsa ve tanımıyorsa kendini tanıtmasını yada tanıtılmasını ister.

-Kişi kendini soyunun adıyla tanıtır yada tanıtılır. Gerekiyorsa baba adı da söylenir. Bilinmiyorsa köyü, boyu ve adı mevzu edilir. Sorulursa dayı tarafı da söylenir.

-İsim kullanılırken aile adı (soy adı ) dışında Ağa, Efendi, Bey gibi takılar kullanılmaz.

-Selamlaşmada ; küçük gelir, büyüğünün elini iki eliyle tutar yada toparlanarak kendini büyüğe hissettirir ve büyükte kendisini selamlayarak geçişirler.

-Merhabalaşmak ; hal-hatır sormakta büyüğe dönüktür ; fakat , gelinenlerin gelenlere yönelmeleri de nezaket gereğidir.

-Hiçbir kadına eşinden daha az itibar edilmez.Fakat adet – usül bilen hiçbir kadın eşinden önce izzet ikram kabul etmez.

-Geçişmelerde kadın erkeğin yolunu kesmemek için erkek geçinceye kadar yolun kenarında bekler.

-Kadın seyahat halindeyken , arabada , önü erkek yolcunun geçeceği yöne doğru oturur.

-Sosyal etkinliklerde baba-oğul, amca ve kardeşler bir arada görünmezler. Büyüğün olduğu yerde küçük ortaya çıkmaz. Kız babasını görürken oynamaz. Kadınlar ve gelinler oyunlara katılmazlar, düğün sahibi ve takıntısı olan erkekler oynatılmaz.(İstisnalar hariç ).

-Saygınında dereceleri vardı. Baba elini uzatmadan, eli öpülmez yada tutulmaz.

-Acı sahipleri , kadın ve darda kalan yalnız bırakılmaz.

-Sorunu olan kişi danışır, danışılanın önerisinin sonucu , ayıbı danışılan kimseye ait olur.

-Sevgi dillendirilmez, hissettirilir.Ve sevgi bir bakıma esirgemektir.

-Aşırı güvensizlikten, güven ortamları oluşturulmuş. Güven ve otoritenin sarsılmaması için ayrıntılı tedbirler alınmıştır.

-Bir yere gidişte , başkalarına katılım halinde bir kılavuz yada ev sahibi edinilir ve onun delaletiyle (öncülüğünde ) hareket edilerek ayıp kazanmamaya çalışılır.

-Her hangi bir topluluğa , gruba katılım halinde , durumun gereğine göre hareket ederek , kişi kendini hissettirir ve ayrıcalığını belli ederek , izinle ayrılır.

-Her hasta sorulmaz sordurulur.

-Yumuk ve tam açık olmadan , sol elin yukarı kaldırılması olumsuzluğu , üzüntüyü ; sağ elin aynı tarzda kaldırılması iyi niyeti (selam vermeyi ) ifade eder.

-Yapılacak sosyal ve toplumsal görevlerde, büyükler sorumluluk yüklenir , gençler hizmette bulunur, orta kuşak denge unsuru olur.

-Görev sonlanana kadar bu görevlendirilen şahsın dokunulmazlığı ve grubunun , kendisine mutlak itaat mükellefiyeti vardır.

-Yerleşim birimlerini temsilen bir araya gelen gruplar bölge gruplarını oluşturur, bölge grupları boy gruplarına dönüşür ve boy gruplarının bir araya gelişiyle ; iki kişinin yan yana oluşundan kaynaklanan temsil ve otorite

alışkanlığı , binlerce kişinin bir otorite etrafında toplanmasına neden olur ve ”parçalardan bir bütün oluşturulması ” gibi milletçe bir bütünlük , birlik oluşturulmuş olur.

-Sosyal ve toplumsal konularla ilgili alınacak karar da, (Hititlerde olduğu gibi Merkezi Meclis PANKU dışında ) yaşlılardan oluşan , yargılama ve yönlendirmeyle yükümlü adına yerel soy büyükleri (sülale konseyi diyebileceğimiz ) heyet toplanır.. Konular açık görüşülür, herkesin oluru alınıncaya kadar, zamana bağlı kalınmadan kararlar ittifakla alınır. Ve bir konu için bile defa toplanılır.

-Bu nevi toplantıları en etkin yoksa en yetkin olan yönetir. Alınan kararlar herhangi bir uygulamayı ve grup oluşturmayı gerektiriyorsa , konusunda ehil olan önünde büyüğü ve herhangi bir mani hali olmayan içlerinden birini, meclisleri adına Thamade (büyük )yetkisiyle görevlendirirler, yanına bir yardımcı ve yaver diyebileceğimiz (Pısafe ) verilir.

-Bütün hareketler ayrıntılarıyla ölçülendirilmiş, kurallara bağlanmıştır. Herkes konumunun ve yükümlülüğünün bilincinde …Kimin nerede ne yapacağı , kimin kiminle nasıl beraber olacağı , kime karşı nasıl davranacağı ,nasıl muhatap olacağı önceden bellidir.

-Hiçbir yerde rastgele davranılmaz ve hiçbir zaman rastgele bir araya gelinmez. Gelinse de iki kişinin olduğu yerde bir otorite olur, biri diğerini ,büyük küçüğü temsil eder.Binlerce kişi olsa da yine otoriteyle temsil edilir.

-Takdir tamamen topluma aittir. Şakanın dışında kişinin kendini övmesi kadar beğeni sergilemesi de ayıptır.

”Adige Xabze” insanına doğuştan verilen görev onurunu korumakta ve karşısındaki insanın işini kolaylaştırmakta, sırasıyla soyuna , hısım akrabasına, komşusuna mahalleli ve köylüsüne ; boyuna ve toplumuna karşı sorumluluk duygusunu artırmaktadır.

Şengül Otman

 

 

 

 

.

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here