Dönemediler

İrfan Söyler / Bizim Avrupa kitabından

Haym kelimesi Avrupalı Türkler için çok farklı anlamlar ifade eder. 1960’lı yıllardan itibaren Almanya’ya gelen işçilerin, yurt sistemi şeklinde toplu olarak kaldıkları yerlere “haym” deniliyordu. Aynı odada, ranza sistemi kalıyor, kendi yemeklerini kendileri yapıyor, kısacası bekâr hayatı yaşıyorlardı.

Aradan yıllar geçti. Çoğunluğu Türkiye’deki eşini ve çocuklarını getirdi. Haymlardan ayrılıp evler kurdular. Başka çocukları oldu. Hatta çocukları evlendi dede, nene oldular.

Emeklilik yaşları gelince evlatlarını Almanya’da bırakıp kendileri 50 yıl önce ayrıldıkları köylerine döndüler.

Ama bazıları bunların hiçbirini yapamadı. Hatta 50 yıl önce yerleştikleri haymlardaki bekâr hayatına o kadar alıştılar ki oralardan hiç ayrılmadılar.

Şimdi yürümeye bile zorlandıkları halde hala haymda kalıyorlar.

Nerede miyim?

Frankfurt’un tam merkezinde. Avrupa’nın en büyük tren istasyonuna 100 metre mesafede Gümüşhaneli Mehmet amcanın işlettiği haymdayım. Burada 60 yaş üstü dedeler kalıyor. 15 – 20 metrekarelik bakımsız odalarda kalan ihtiyarlar etrafıma toplanmış, sohbet ediyoruz.

Yaşıtları torunlarının düğünlerini yaparken hatta Türkiye’de emekliliklerinin tadını çıkarırken bu ihtiyarlar hala neden çileli bekâr hayatı yaşıyor, kendi yemeklerini yapıp kendi çamaşırlarını yıkıyorlardı?  Biriken sorularımı sırayla soruyorum. Aldığım cevaplarla şaşkına dönerken yaşanan dramlara şahit oldukça yüreğim burkuluyor.

-Ahmet amca kaç yaşındasın?

-70 oldu.

-Burada tek odada bekâr hayatı yaşıyorsun. Kimin kimsen yok mu?

-Ben dâhil buradaki ihtiyarların hepsinin kimi kimsesi var. Ama biz yine de burada bu perişan hayatı yaşamaya devam ediyoruz.

-Neden?

-Almanya’ya 1978 sonbaharında geldim. Hanım ve çocukları buraya getirmek istemedim.  Çocuklarımın ahlakı bozulmasın diye yanıma almadım. Kazandıklarımı onlara gönderdim. Rahat bir hayat yaşasınlar, istedim. Memlekette 4 katlı ev yaptırdım. Her bir katını bir evladıma verdim. Onları evlendirip yerleştirdim. Her yıl gittim, bir ay yanlarında kaldım. Ama yeteri kadar beni göremediler.

Ben evlatlarım için para gönderen bir adam olarak algılandım.

Gün geldi emekli oldum. Evime, yuvama döndüm. Beni bir yabancı gibi karşıladılar. Hanım bensizliğe alışmış. Benimle huzursuz.

Çocuklar emekli olduğum ve artık gelirim olmadığı halde benden para beklentisi içinde oldular. Eskisi gibi para olmayınca kendimi dışlanmış hissetmeye başladım.

Baktım ki olmadı. 4 katlı binada yapayalnız kaldım. Ben de Almanya’ya geri döndüm. Ev tutaca kadar maddi imkânım yok.

Emekli maaşım az, onun için sadece burada tek oda tutabiliyorum. Bir de vakit geçirecek arkadaşlar var. Sohbet edebiliyoruz.

Hastalandığımda hastaneye gidiyorum. Cami yakın.

Ömrümü harcadığım ailem beni yaşlılığımda kabul etmedi, ben ne yapayım? İstenmediğim yerde hakaret edilerek mi yaşasaydım?

Bir şey diyemedim, kendince haklıydı.

-Ya sen Feyyaz amca? Sen niye buradasın?

Bembeyaz sakalını sıvazladı. Kafasındaki takkesini düzeltti. Gümüşhaneli Mehmet amcanın az önce masaya bıraktığı çayına tek şeker atıp karıştırırken konuşmaya başladı.

-Benim hikayem de çok farklı değil aslında. Tek farkı, ben ailemi getirdim. İki oğlum, ben ve hanım. Ahretlik 5 yıl önce vefat etti. Büyük oğlan Alman bir kızla evlendi. Küçük, başına buyruk. İzini tozunu bilmiyorum.

Hanım vefat ettikten sonra koca evde yapayalnız aklımı oynatacaktım. Memlekette yaptırdığım bir evim var. Yaz aylarında gidiyorum. Çocukluk arkadaşlarımdan sağ kalanlarla ve hısım akraba ile beraber vakit geçirmeye uğraşıyorum.

Kış gelince Türkiye’de yaşamakta zorlanıyorum. Hastalanıyorum. Doktor, hastane… Tek başına gitmek zor oluyor. Ben de burada kiraladığım odada ömür geçiriyorum.

Ulaşım rahat. Metro, tramvay, otobüse kolay biniyorum. Burada insana saygı, yaşlıya hizmet var.

Bahri amca sakalsız. Sinekkaydı tıraşlı. Hareket ettikçe hafiften parfüm kokusu yokluyor genzimi. Göz göze geliyoruz. Konuşma sırasının kendinde olduğunun farkında.

-Bu ihtiyarlarla beni karıştırma. Bunlar hayatlarını uğruna harcadıkları aile efradından tekme yemiş, burada pinekliyorlar.

-Ya sen?

-Bu benim kendi tercihim. Ben hiç evlenmedim. Çalıştım, yedim, gezdim, eğlendim. Kazandığımı kendi zevkim için harcadım.

-Yaş kaç?

-67

-Neden böyle bir hayat tercih ettin?

-Sorumluluktan uzak, gamsız bir hayat yaşamayı tercih ettim. Çok sevgililerim oldu. Evlenmek isteyenlerde benim istediklerim de oldu. Ama gece hayatına o kadar alışmıştım ki düzenli bir hayatı kaldıramadım.

Bütün denemelerim boş çıktı. Bir de baktım ki gençlik gitmiş, dinç vücudumun posası kalmış. Bu halimde de beni kim ne yapsın?

İhtiyarlar meclisinde kahkahalar yükselince Bahri amca bozuluyor.

-Ne gülüyorsunuz? Yine de hepinizden daha dinç ve gencim.

Ahmet amca lafa giriyor:

-Bu var ya bu, asla akıllanmaz. Hala Alman neneler ile geceleri dans kulüplerine gidiyor.

Bahri amca bozuntuya vermiyor ama hafiften sinirleniyor.

-Giderim tabi. Ben gecelerin adamıyım. Neneler ile gitmiyorum, kadınlar ile orada tanışıyorum.

Yaşları altmış üzerinde ihtiyar bekârlar, hayatlarının son demlerini kuytu bir odada geçirirken şakalaşmaların dozu gittikçe artıyor. Haymdan ayrılırken Avrupa’ya gönderdiğimiz insanımızın bakiyesi hakkında bir hüzünlü hikayeyi daha geride bırakıyoruz.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir