Vizeye Elveda !!!

Sevgili okuyucularım,

evet! Yine ‘Vizesiz Avrupa’ gündemde. Mayıs’ın başında Avrupa Komisyon’u gereken kararı verip Türk vatandaşlarının haziran ayının sonunda Avrupa Birliğine vizesiz girmesini sağlayacakmış. Eğer ki tabi Türkiye Cumhurriyeti Nisan ayının sonuna kadar bir çok şartları yerine getirirse.

Avukat ve senelerdir Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki hukuki ilişkiyi düzenleyen Ortaklık Hukuku’nun bir uzmanı olarak olan bitenleri anlamakta zorlanıyorum.

Neden mi?

Çünkü bir çok Avrupa Birliği ülkeleri, bir çok durumlarda zaten Türklerden vize istememesi gerekir. Mesela hizmet veren sanatçılardan, sporculardan, bilim adamlarından, tır veya otobüs şoförlerinden.

Bunu örneğin Almanya kabul ediyor, çünkü Avrupa Birliği Adalet Divanı (bundan sonra kısaca ABAD) 2000 senesinden 2009 senesine kadar dört önemli kararında hükmetmişti. Bundan kaç Türk vatandaşı yararlanabildi? Yok sayılacak kadar az!

Neden mi?

Çünkü ne gereken şekilde bu hukuki durum bildirildi, ne mantıklı şekilde uygulandı. Tam tersi: Alman Konsoloslukları ve Alman Elçiliği, Türk vatandaşlarına vize muafiyeti belgesi vermek için vize işlemlerinden bile fazla evrak talep ediyor, bir de ‘ama Alman hududunda görevli son kararı verir’ deyip vatandaşları ürkütüyor.

Ve Türk türistlerinden hizmet serbestisinin bir parçası olan pasif hizmet serbestisinin çerçevesinde de esas vize istenmemesi gerekirdi. Ama ABAD, inanılmaz yanlış ve siyasi olan 24.09.2013 tarihli DEMIRKAN-Kararında, bu hakkı çiğnemiş ve yok etmiştir.

Bugünlerde bu skandalı tekrar hatırlatmak ve ele almak istiyorum:

Bütün Avrupa Birliğinde ilk defa Münih İdare Mahkemesi’nden 09.02.2011 tarihinde çıkartmış olduğum ERDOGAN kararı, Türk turistlerinin Almanya’ya vizesiz gelebileceklerini ve burada üç aya kadar oturum müsadesi almadan kalabilceceklerini tespit etmişti. Bu kararı örnek alarak Berlin-Brandenburg Yüksek İdare Mahkemesinin 12ci Dairesi, avukat Profesör Gutmann’ın yürütüğü DEMIRKAN davasında 13.04.2011 tarihli ve OVG 12 B 46.09 numaralı kararıyla Avrupa Birliği’nin Çalışma Usullerine Dair Lizbon Sözleşmesinin 267. Maddesi uyarınca aşağıdaki sorular için Avrupa Birliği Adalet Divanı’ndan (ABAD) ön karar alınması rica etmiştir:

* Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) arasında bir Ortaklık kurulmasına dair Anlaşmaya ilişkin 23 Kasım 1970 tarihli Katma Protokol’ün 41. Maddesinin 1. Fıkrasında belirtilen serbest hizmet alım trafiği kavramı, pasif hizmet serbestisini de kapsamakta mıdır?

* Sorunun “evet” ile cevaplandırılması halinde; Katma Protokol’ün 41. Maddesi 1. Fıkrasındaki ortaklık hukukuyla korunan pasif hizmet alımı serbestisi, somut bir hizmet alımını değil, bilakis akrabaları ziyaret amacıyla Federal Almanya’ya üç aylık bir süreyle seyahat etmek isteyen ve bu esnada sadece Almanya’daki hizmet alımı imkanlarını ileri süren davacının durumundaki Türk vatandaşlarını da kapsar mı?

ABAD şimdiye kadar konuyla ilgili çıkartmış olduğu hizmet vermeyle ilgili olan kararlarda (örneğin 11.05.2000 tarihli ve C-37/98 sayılı Abdulnasır Savaş Kararı, 20.09.2007 tarihli ve C-16/05 sayılı Tüm ve Darı Kararı ile 19 Şubat 2009 ve C-228/06 sayılı Soysal Kararı) çok açık ilkeler belirlemişti. Yeni Demirkan kararı ise bu ilkeleri yok saymaktadır. ABAD, Ortaklık Hukuku (yani Türkiye ile Avrupa Birliği arasında geçerli olan anlaşmalardan doğan hukuk) ile Avrupa Hukuku arasında ayırım yapmakta, Türkiye için ikinci sınıf mualemesi ön görmekte. Halbuki ABAD, bundan önceki kararlarında, Ortaklık Hukuku Avrupa Hukukunun ayrılmaz bir parçası olduğunu belirtmiştir. Ayrıca ABAD, hizmet alımının da hizmet serbestisinin ‘zorunlu bileşini’ yani zorunlu bir parçası olduğunu ve bu şekilde ekonomik amaçlı özgürlüklerin bir parçası olduğunu belirtmişti (örneğin ABAD’ın 31.01.1984 tarihli Luisi/Carbone kararı).

Mahkeme Demirkan kararında bütün bunları göz ardı etti ve Avrupa Birliği üyelerinin baskısına boyun eğdi. Ben, ABAD’ın cesur ve adil bir mahkeme olduğunu inanırdım – o güne kadar!

Şimdi Avrupa Birliği ve özelikle Almanya, bir çok başka ülke vatandaşlarından gerçekleşen düzensiz göçü yine bir düzene koymak için Türkiye’ye muhtaçlar. Ve esasen Avrupa Birliği’nin hukukçuları ve önde gelen politikacıları, 1971 senesinde yapılan düzenlemeler yüzünden zaten Türk vatandaşlarından istenen vize, 1980 senesinden bu yana bir çok durumlarda haksız uygulandığını biliyorlar. Ayrıca ABAD’ın DEMİRKAN Kararı’nın da siyasi bir karar olduğunu biliyorlar (Karar o kadar vahim ki, bunu bilmemek mümkün değil! Ve isteyen herkese de vahim hataları tekrar gösterebilirim). Buna rağmen vizenin Türk vatandaşları için kaldırılmasında bu kadar sorun yaratıp binbir şartlar koyuyorlar ve uygulamada problemler çıkarsa hemen vize muafiyetini yine kaldırırız diyorlar! Gel de sen avukat ve hukukçu olarak adalete ve Avrupa Hukukuna güven…

Yine de: Haklarımızı bilelim, haklarımızı arayalım! Sonuna kadar!

Saygılarımla

Av. Dr. Temel Nal

SANAS Hukuk Bürosu

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir