“Küllerinden Doğan Bir Kadın” Yeliz Çelebi Ergin

Röportaj: Muzaffer Kaplan

Hayat, Mücadele ve Devrim
Hayat bazılarına sadece öylesine yaşamak için sunulmaz; kimi zaman yeniden inşa etmek, sınırları zorlamak ve başkalarına yol olmak için verilir

Yeliz Çelebi Ergin de işte tam bu tanıma uyan güçlü kadınlardan biri. Çocuk yaşta yazılan bir kaderi, yetişkinliğinde bambaşka bir yöne çeviren, “imkânsız” denileni gerçekleştiren bir yaşam öyküsü onunki.

Bugün bir iş kadını, terapist, danışman ve yazar olarak onlarca insanın hayatına dokunuyor. Gelin, onunla geçmişin acılarından bugünün umutlarına uzanan bu ilham verici yolculuğu konuşalım…

Kendinizi nasıl tanımlarsınız, Yeliz Hanım?

Kendimi tek bir cümleyle tanımlamam gerekirse: Ben, kaderi yeniden yazan bir kadınım. Hayatımı, bana çizilen sınırların çok ötesine taşımayı başardım.

Küçücük yaşta evlendirilen, tanımadığı bir memlekete gönderilen bir çocuktum. Ama o küçük kızın azmiyle bugün ayakta duran, öğrenmeye, üretmeye ve paylaşmaya devam eden bir kadın oldum.

Çocukluk yıllarınız nasıl geçti? O dönem sizi nasıl şekillendirdi?

Ben, hayat hikâyesiyle bir dönemi kapatıp yeni bir dönemi başlatan; bununla da yetinmeyip çığır açan, kaderi baştan yazan ve “imkânsız” denileni mümkün kılan biriyim. Hikâyem küçük yaşlarda başladı. Ailemin ilk ve tek kız çocuğuydum. İki erkek kardeşim vardı.

Bizim ailede ve genelde içinde büyüdüğümüz kültürde erkek çocukları değerli sayılır, onlara güvenilir, sevilir, yüceltilir. Kız çocuklarına ise sessizlik, gölgede kalmak ve yok sayılmak kaderine razı olmak düşer. Onlar adeta görünmezdir; adı bile geçmez bazen. Ben de o hiç duyulmayan, adı anılmayan kız çocuğuydum. Ama hayat bazen görmezden gelinenlerin içinden bir ışık çıkarır.

O sessiz kız çocuğu bir gün çıkar ve dünyaya “Bakın, ben buradayım!” der. Yok sayılan o çocuk, bir gün kendi adını ölümsüzleştirir.
Küçücük yaşımda bana biçilen kader, okul sıralarında olmam gerekirken evlilikle karşıma çıktı. Kaderime razı olmaktan başka çarem yoktu; çünkü bana uzanan bir el de olmadı.

Bambaşka bir memlekete, dilini bilmediğim, kültürünü tanımadığım insanların arasına gönderildim. Henüz çocukken, benden eş olmam, gelin olmam bekleniyordu… Ama ben sadece camın arkasından, özgürce okula giden sarışın mavi gözlü Alman çocuklarını izleyebiliyordum hepsi oyuncak bebek gibiydi benim gözümde.
Onlara uzaktan bakarken, içimden “Bir gün ben de tekrar okula gideceğim,” diye fısıldardım çaresizce. Ama hep bir umut gizliydi içimde bir yerlerde. O fısıltı, bitmek bilmeyen okuma ve öğrenme isteği, yıllar sonra bana aydınlık bir yol olarak geri döndü.

O çocuk yaşta verilen rollerle nasıl baş ettiniz? Yalnızlık sizi nasıl etkiledi?

İnanın, çocuk yaşta girdiğiniz bir evde kimse size “Sen ne hissediyorsun?” diye sormaz. Yalnızdım. Ve yalnızlık, bazen insanı ya yok eder ya da içindeki mücadeleci ruhu uyandırır. Benimkisi ikincisi oldu. Her şeye rağmen yaşama tutundum. Sessizce, ama dimdik. Her gözyaşı, içimde bir direniş tohumu ekti. O tohumlar zamanla yeşerdi.

Tek başıma hayatla mücadele etmeyi çok küçük yaşımda zorla öğrenmek zorunda kaldım. Buradan öyle güçlenerek çıktım ki, geriye dönüp baktığımda ben bile bu gelişime bazen inanamıyorum.

Genç yaşta anne oldunuz. Bu durum hayatınıza nasıl yön verdi?

Anne olmak, yaşınız kaç olursa olsun büyük bir sorumluluk. Ama çocuk yaşta anne olmak, sizi ya tamamen tüketir ya da bambaşka bir güçle donatır. Ben ikinci seçeneği yaşadım. Evlatlarım için yaşamaya başladım. Onların daha özgür, daha bilinçli bireyler olabilmesi için önce kendimi dönüştürmem gerektiğini fark ettim.
Çoğu zaman yükler çok ağır geldi. Taşıyamadığım, ezildiğim anlar oldu. Ama hiçbir zaman pes etmedim. Çünkü biliyordum ki, vazgeçtiğim anda çocuklarımın da geleceğinden vazgeçmiş olacaktım.

Tüm bu zorlu süreçten sonra nasıl bir dönüşüm yaşadınız?

Zorluklarla örülmüş bir hayattan, kendi ayakları üzerinde duran bir kadına dönüşmek elbette kolay olmadı.
Ama azimle, sabırla, bilgiyle ve inançla bu dönüşüm gerçekleşti.

İlk adım, kendime inanmaktı. Ardından dil öğrenmem gerekiyordu. Sonra fabrika işçisi olarak çalışmaya başladım, ardından kozmetik alanına geçtim. Oradan eğitimler geldi ve tıp alanına geçtim. TV kariyerim başladı, röportajlar ve ödüller takip etti.

Tamamlayıcı tıp ve psikoterapi alanında uzmanlıklar kazandım. Yıllar içinde:

  • Heilpraktiker (Bütüncül/HolistikTıp)
  • Suchtberaterin (Bağımlılık danışmanı)
  • Paartherapeutin (Çift terapisti)
  • Kognitif Davranış Terapisi Uzmanı
  • Burnout ve Mobbing Danışmanı
  • Heilpraktiker Psychotherapie (Psikoterapist)
    olarak eğitimler aldım ve hâlâ eğitimlerime devam ediyorum. Birçok alanda hem okuyarak hem de deneyimleyerek ilerledim.

Bu kadar çok yönlü bir kariyeriniz var. Hepsini nasıl birleştiriyorsunuz?

Hepsi aslında tek bir çatı altında birleşiyor: İyileştirmek.
Kendimi önce iyileştirdim, çünkü travmalarım derindi. Şimdi başkalarına şifa olmak istiyorum. Bu nedenle bilgimi sadece terapi seanslarıyla değil; seminerlerle, yazılarla, röportajlarla, televizyon programlarıyla da aktarıyorum.

Birçok platformda kadınların, genç kızların sesi olmaya çalışıyorum. Onlara “İmkânsız yoktur” demek için
kendi hikâyemi örnek olarak sunuyorum.

Sizi en çok ne motive ediyor?

Kadınlarla kurduğum bağ. Onların gözlerindeki umut, yüreklerindeki acı ve değişim isteği bana güç veriyor. Çünkü biz kadınlar istersek dünyayı değiştiririz. Tıpkı doğurduğumuz gibi, geleceği de yeniden inşa edebiliriz. Bu gücü hiçbir toplum, hiçbir sistem küçümseyemez.

Hayatınızdan çıkardığınız en büyük ders ne oldu?

Hayat size her zaman adil davranmayabilir. Ama sizin hayata karşı nasıl durduğunuz, her şeyi değiştirir.
Hiçbir şeyiniz yokken bile kendinizden bir “yaşam eseri” çıkarabilirsiniz. Yeter ki inanın, mücadeleden vazgeçmeyin.
Gelecek Vizyonu

Yeliz Çelebi Ergin, yaşanmışlıklarını birer kişisel hatıradan öte, toplumsal faydaya dönüştürmek için durmaksızın çalışıyor. Bireysel danışmanlıkların ve yazarlığın yanı sıra, artık hedefi daha büyük:
Kadınların, gençlerin ve göçmenlerin sesi olabilecek uluslararası platformlar kurmak.

“Konsolosluklarla iş birliği içinde, Dozent grubumla birlikte farklı ülkelerde seminerler ve kongreler düzenlemek için çalışmalar yapıyoruz. Konularımız yalnızca kişisel gelişim değil; psikolojik şiddet, göçmen sorunları, kadın hakları, mobbing, aile içi iletişim, bağımlılık mücadeleleri gibi pek çok yaşamsal alana temas ediyor.
Gerçekten büyük bir ihtiyaç var, biz de bu ihtiyaçlara yanıt olmak istiyoruz.”

Bu vizyon, yalnızca bireylere değil; kurumlara da sesleniyor. Yeliz Hanım’ın amacı artık sadece kendi deneyiminden doğan gücü paylaşmak değil, ortak bir bilinç, uluslararası bir dayanışma zemini oluşturmak.

DUYURU & DAVET
Kurumlara, konsolosluklara ve STK’lara açık çağrı:
Kadın, gençlik ve göçmenlik temelli her alanda farkındalık oluşturmak, eğitimler sunmak ve birlikte projeler üretmek adına iş birliğine açığız. Dozent grubumuzla birlikte farklı ülkelerde seminer, eğitim, kongre ve bilinçlendirme çalışmaları yapmayı sürdürüyoruz.

İletişim & iş birliği için:
yeliz-ergin@web.de

Son olarak, kadınlara ve genç kızlara ne söylemek
istersiniz?

Asla pes etmeyin. Kendi değerinizi bilin. Mücadelenizi onurla verin. Hayallerinizi bir kenara bırakmayın, çünkü bir gün o hayaller sizin gerçeğiniz olabilir. Eğitime önem verin, çok okuyun, bilginin peşinden koşun.

Kaderiniz kimsenin iki dudağı arasından çıkacak sözlere bağlı olmasın. Asıl güç bilgidir. Kendini yetiştiren insana kimse ket vuramaz, cesaret dahi edemez. Ve unutmayın:
Hayat, kendine değer katanlara başka bir yüzle gülümser.

Sevgilerimle,

Yeliz Çelebi Ergin
Araştırmacı-Yazar